Bir varmış, bir yokmuş. Yeşilin en parlak tonlarına sahip bir ormanın kıyısında küçük, sıcacık bir evde yaşayan bir anne keçi varmış. Yedi küçük oğlağı varmış ve her birini yüreğinin derinliklerinden severmiş. Oğlaklar hareketli ve neşeliymiş, evlerinde zıplamayı, dans etmeyi ve şarkı söylemeyi çok severlermiş. Bir sabah, anne keçi ormanda taze yapraklar ve tatlı çimenler bulmak için dışarı çıkması gerektiğini söylemiş. Yedi oğlağını yanına çağırmış ve onlara nazik ama ciddi bir şekilde seslenmiş. 'Sevgili çocuklarım,' demiş, 'Ben biraz yiyecek bulmak için dışarı çıkacağım. Sizler içeride kalmalı ve kapıyı kapalı tutmalısınız. Kapıyı benden başkasına açmamalısınız. Unutmayın, bu ormanda büyük kötü kurt yaşıyor. Gelirse size zarar verir. Kurdu sesinden ve büyük kara patilerinden tanırsınız. O sesi ya da o patileri görürseniz, onun ben olmadığımı bilirsiniz.' Yedi oğlak başlarını sallayıp, 'Merak etme, sevgili annem. İçeride kalacağız. Dikkatli olacağız ve kapıyı sadece sana açacağız,' demişler. Anne keçi her bir oğlağını başından öpmüş, vedalaşmış ve usulca ormana doğru gitmiş.
Oğlaklar annelerinin gidişini izlemiş, sonra kapıyı kapatıp kilitlemişler. Bir süre oyun oynamışlar, küçük şarkılar söylemişler ve sohbet etmişler. Çok geçmeden kapı çalmış ve bir ses 'Kapıyı açın, sevgili çocuklarım. Anneniz eve geldi ve her birinize bir şeyler getirdi,' demiş. Ses kaba ve derinmiş. En büyük oğlak fısıldamış: 'Dikkatli olun.' Sonra seslenmiş, 'Kapıyı açmayacağız. Annemizin sesi yumuşak ve naziktir. Senin sesin kaba ve boğuk. Sen kurt olmalısın!' Gerçekten de kurtmuş, kendi kendine homurdanarak uzaklaşmış. Kurnaz bir plan yapmış. 'Sesimi değiştireceğim,' diye düşünmüş, 've aptal oğlaklar beni içeri alacaklar.' Sesini yumuşatmak için biraz sıcak ballı çay içmiş. Sonra tekrar küçük eve gitmiş, kapıyı çalmış ve daha yumuşak bir sesle seslenmiş: 'Kapıyı açın, sevgili çocuklarım. Anneniz eve geldi ve her birinize bir şeyler getirdi.' Oğlaklar dikkatlice dinlemiş. Ses gerçekten daha yumuşak geliyormuş ama annelerinin söylediklerini hatırlamışlar. 'Bize patilerini göster,' demiş biri. 'Annemizin hafif, nazik ayakları vardır.' Kurt, büyük kara patilerini pencereye uzatmış. Oğlaklar patileri görünce bağırmışlar: 'Kapıyı açmayacağız. Annemizin böyle büyük kara patileri yok. Sen kurtsun! Git buradan!'
Kurt öfkelenmiş ama vazgeçmemiş. Etrafta dolaşarak değirmenin yanında biraz beyaz un bulmuş. Patilerini una bulayıp, karanlık yerine açık görünmelerini sağlamış. Sonra tekrar keçinin evine gitmiş, nazikçe kapıyı çalmış ve yumuşak bir sesle konuşmuş: 'Kapıyı açın, sevgili çocuklarım. Anneniz eve geldi ve her birinize bir şeyler getirdi.' Oğlaklar birbirine bakmış. Ses yumuşak geliyormuş. Patileri görmek istediklerinde ise kurt, una bulanmış patilerini pencereye uzatmış. Patiler şimdi açık renk görünüyormuş ve oğlaklar her şeyin doğru olduğunu düşünmüşler. Dikkatli olmayı unutmuşlar ve kapıyı açmışlar. İçeri kurt atlamış! Yedi oğlak evlerinde büyük kurdu görünce çok korkmuşlar. Her biri bir yöne kaçarak saklanmış. Biri masanın altına, biri yatağın içine, biri soğuk olan fırına, biri mutfaktaki perdelerin arkasına, biri dolabın içine, biri lavabonun altına, en küçüğü ise uzun saat kasasına sıkışmış.
Kurt, oğlakları götürmek istemiş ama onlara zarar vermek istememiş. Yanında büyük, sağlam bir çuval getirmiş. Bulabildiği oğlakları birer birer toplamış, nazikçe çuvala koymuş ve ağzını sıkıca bağlamış. Sadece en küçük oğlak saatin içinde sessiz ve sakin kalmış, bu yüzden kurt onu görmemiş. 'Bu oğlakları uzaklara götüreceğim,' diye düşünmüş kurt, 've anneleri üzgün ve yalnız kalacak.' Sırtında çuvalla, evin çok uzağında olmayan bir çayıra gitmiş kurt. Orada çuvalı gölgeli bir ağacın altına koymuş ve yorgun hissederek yanına yatmış ve derin bir uykuya dalmış. Bir süre sonra, anne keçi ormandan, taze yeşil yapraklar taşıyarak eve dönmüş. Eve vardığında, bir şeylerin yanlış olduğunu hemen anlamış. Kapı açık duruyormuş. Masa ve sandalyeler kenara itilmiş ve bazı tabaklar yerdeymiş. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamış. 'Sevgili çocuklarım, neredesiniz?' diye seslenmiş. Her oğlağın adını çağırmış ama kimse cevap vermemiş.
Sonunda uzun saatin içinden ince bir ses duymuş. 'Buradayım, sevgili annem,' demiş en küçük oğlak. Anne keçi hemen saati açmış ve en küçüğünü dışarı çıkarmış. Küçük oğlak bacaklarını annesinin boynuna dolamış ve ağlamış. 'Anne,' demiş, 'kurt içeri girdi. Yumuşak bir ses ve açık patilerle bizi kandırdı. Kapıyı açtık ve eve daldı. Hepimiz saklanmaya çalıştık ama kardeşlerimi büyük bir çuvala koydu ve götürdü.' Anne keçi en küçük oğlağına sarılmış ve gözyaşlarını silmiş. 'Korkma,' demiş nazikçe. 'Onları bulacağız. Yanımda kal.' En küçük oğlağıyla birlikte anne keçi evden çıkmış ve kısa süre sonra çayıra gelmişler. Orada kurt, bir ağacın altında derin bir uykuda yatıyormuş, yanında büyük bir çuval duruyormuş. Çuval zaman zaman biraz hareket ediyormuş, sanki içindeki bir şey dışarı çıkmak istiyormuş gibi. Anne keçi dikkatle dinlemiş ve düşünmüş: 'Zavallı çocuklarım o çuvalın içinde olmalı. Hâlâ hayattalar!' En küçük oğlağına fısıldamış, 'Hızla eve git ve bana güçlü bir makas ile uzun bir ip getir.' Küçük oğlak hızla eve koşmuş ve kısa süre sonra ağzında makas ve ip ile geri dönmüş.
Anne keçi makası almış ve kurdu uyandırmamak için çok sessizce çuvalda küçük bir kesik yapmış. Hemen bir küçük toynak belirmiş, sonra bir burun, ardından bir oğlağın parlak gözleri. 'Anne,' diye fısıldamış oğlak, 'buradayız!' Küçük keçiler birbiri ardına dikkatlice çuvaldan çıkmış, hepsi çimenlerin üzerine sağ salim ulaşmış. Annelerine ve en küçük kardeşlerine sarılmışlar, aynı anda hem gülmüş hem ağlamışlar. 'Çok korktuk,' demişler, 'ama şimdi güvendeyiz!' Anne keçi onları teselli etmiş ve her birini öpmüş. Sonra demiş ki, 'Bu yaramaz kurtun sizi bir daha götüremeyeceğinden emin olmalıyız.' Sessizce boş çuvalı çayırdan büyük, pürüzsüz taşlarla doldurmuş, böylece ağır hissettirmiş. Sonra ipi sıkıca bağlamış ve uyuyan kurdun yanına nazikçe yerleştirmiş. Kurt uyandığında, ağır çuval onu dereye doğru çekmiş. Kaymış, sığ suya bir şapırtıyla düşmüş, ıslanmış ve çamur içinde kalmış. Aptal ve çok kızgın hissetmiş, ormana doğru hızla koşmuş ve bir daha geri dönmemiş. Yedi oğlak ve anneleri sevinçle bir halka oluşturup dans etmiş. 'Kurt gitti!' diye şarkı söylemişler. 'Güvendeyiz, birlikteyiz ve daima dikkatli olmayı ve annemizi dinlemeyi hatırlayacağız.' O günden sonra, ormanın kenarındaki sıcacık evlerinde mutlu ve güvende yaşamışlar.
