Bir varmış, bir yokmuş, yoksul bir dul kadın ve onun tek oğlu Jack yaşarmış. Küçük bir kulübeleri ve Milky White adında bir inekleri varmış. Fakat zamanlar zorlaşmış, bir gün inek süt vermez olmuş. Jack'in annesi gözlerinde yaşlarla 'Yiyecek hiçbir şeyimiz kalmadı,' demiş. 'Milky White'ı pazara götürüp satmalısın.' Jack cesurca başını sallamış. O eski ineği çok severmiş ama annesini daha çok severmiş.
Pazar yolunda Jack, uzun bir pelerin giymiş ve gözleri parlayan tuhaf bir yaşlı adamla karşılaşmış. 'Günaydın, genç Jack!' demiş adam. 'Bu güzel ineği nereye götürüyorsun?' Jack durumu anlatınca, yaşlı adam gizemli bir şekilde gülümsemiş. 'Sana altından daha değerli bir şey vereyim - bu beş sihirli fasulye!' Adamın elinde parlayan renkli fasulyelere bakan Jack, onların gerçekten sihirli olduğunu hissetmiş ve takası yapmış.
'FASULYELER Mİ?' diye bağırmış Jack'in annesi, eve getirdiği şeyi görünce. 'Tek ineğimizi bir avuç fasulyeye mi takas ettin?' O kadar üzülmüş ki fasulyeleri pencereden bahçeye fırlatmış. Jack çok üzgün bir şekilde akşam yemeği yemeden yatağa gitmiş. Ama o gece, herkes uyurken, bahçede sihirli bir şeyler oluyormuş...
Ertesi sabah Jack uyandığında odası karanlık ve yeşilmiş. Pencereye koşmuş ve nefesini tutmuş! Gece boyunca devasa bir fasulye sırığı büyümüş - o kadar uzun ki tepesini bulutların arasında kaybolmuş! Kalın yeşil sırık, gökyüzüne çıkan bir merdiven gibi büyük yapraklarla kaplıymış. Jack’in kalbi heyecanla çarpmış. Hiç düşünmeden tırmanmaya başlamış.
Jack tırmanmış da tırmanmış, kuşlardan, bulutlardan daha yükseğe, sonunda gökyüzünde garip bir diyara ulaşmış. Karşısında, Jack'in şimdiye kadar gördüğü her şeyden daha büyük, gri taştan yapılmış devasa bir kale duruyormuş. Kapıda, ağaç kadar uzun bir dev kadın oturuyormuş! 'Lütfen bayan,' demiş Jack nazikçe, 'Çok açım. Bana biraz kahvaltı verir misiniz?' Dev kadının eşi ona şefkatle bakmış. 'Zavallı küçük şey! Çabuk içeri gel, kocam dönmeden önce!'
Dev kadının Jack'e ekmek ve süt vermesiyle - PAT! PAT! PAT! Tüm kale gürültülü ayak sesleriyle sallanmış. 'Çabuk! Fırına saklan!' diye fısıldamış kadın. Jack kapı açılmadan hemen önce fırının içine atlamış. İçeri, Jack'in şimdiye kadar gördüğü en büyük adam girmiş - DEV! 'FEE-FI-FO-FUM!' diye kükremiş. 'BİR İNGİLİZİN KANI KOKUYOR! YAŞIYOR OLSUN YA DA ÖLÜ, KEMİKLERİNİ EKMEĞİMİ YAPMAK İÇİN ÖĞÜTECEĞİM!'
'Saçmalık, sevgilim,' demiş devin karısı sakince. 'Dün kahvaltın için pişirdiğim çocuğun kokusunu alıyorsun.' Dev oturmuş ve büyük bir yemek yemiş, sonra tavuğunu çağırmış. Jack hayretle izlemiş, dev 'Yumurtla!' dediğinde tavuk altın bir yumurta bırakmış! Dev gürültülü bir horultuyla uyuyunca, Jack sessizce dışarı çıkmış, sihirli tavuğu kapmış ve fasulye sırığına doğru bacakları onu taşıdığı kadar hızlı koşmuş.
Jack eve bir kahraman olarak dönmüş! Sihirli tavuk her gün altın bir yumurta yumurtlamış ve Jack ile annesi artık yoksul değillermiş. Ama Jack devin kalesini düşünmeden edememiş. Bir gün, tekrar fasulye sırığına tırmanmış. Bu sefer, devin çuvallar dolusu altın parası varmış! Devin uyumasını beklemiş, sonra sessizce bir çuval alıp kaçmış. Annesi bir daha gitmemesi için yalvarmış ama Jack başka bir hazineye daha çekilmiş...
Üçüncü ziyaretinde, Jack devin en harika hazinesini keşfetmiş - kendi kendine en güzel müziği çalan sihirli altın bir arp! Ama Jack arpı kaptığında, 'EFENDİ! EFENDİ!' diye bağırmış. Dev korkunç bir kükremeyle uyanmış ve Jack'i fasulye sırığına kadar kovalamış! Jack, öfkeli dev arkasında, fasulye sırığını sarsarak, hayatında hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde aşağıya tırmanmış!
Jack’in ayakları yere değer değmez, 'ANNE! BANA BALTAYI GETİR!' diye bağırmış. Jack bütün gücüyle baltayı sallamış - KES! KES! KES! Fasulye sırığı düşmeye başlamış ve dev, tüm ülkeyi sallayan muazzam bir ÇARPIŞ ile yere inmiş! Ve böylece Jack ve annesi, sihirli tavuk, altın arp ve ömür boyu yetecek kadar hazine ile sonsuza dek mutlu yaşamışlar. İşte Jack ve Fasulye Sırığı'nın hikayesi!
